top of page

Psikodinamik Açıdan Güven Duygusu: Köklerimizdeki Sessiz Temel

  • eceaydogan4
  • 19 Eki 2025
  • 2 dakikada okunur

Günlük hayatımızda insanlara ne kadar güveniyoruz? Ya da kendimize? Çoğu zaman bu sorulara net cevaplar veremeyiz. Ancak ilişkilerimizde yaşadığımız çatışmalar, bağlanma zorlukları, kaygılar ya da yalnızlık duygusu bizi bir noktaya götürür: Güven duygusuna.

Psikodinamik kurama göre güven duygusu sadece bugünkü yaşantılarımıza bağlı değildir; kökleri çok daha derinlerde, erken çocukluk döneminde, ilk ilişkilerimizde saklıdır.

Güvenin Temelleri: Bebeklikte Başlayan Serüven

Bebek dünyaya geldiğinde hiçbir şeyi bilmez ama her şeyi hisseder. Açlık, yalnızlık, korku… Ve bu hislerle baş etmek için tek dayanağı, bakım veren kişidir – genellikle annesi.

Psikanalizin kurucusu Freud’a göre hayatın ilk yılı, oral dönem olarak adlandırılır. Bu dönemde bebek, ihtiyaçları karşılandıkça bir tatmin yaşar. Eğer bu tatmin süreklilik ve tutarlılık gösterirse, dış dünya ona güvenilir gelmeye başlar.

Bu anlayışı bir adım ileri taşıyan Erik Erikson ise bu döneme “Temel Güvene Karşı Güvensizlik” adını verir. Erikson’a göre bir bebek, çevresinden düzenli olarak şefkat, bakım ve ilgi görürse, dünyaya dair “Ben güvendeyim, ihtiyaçlarım karşılanıyor” inancını geliştirir. Bu da ileriki yaşantısının temel taşı olur.

İçimizde Oluşan Temsiller: “İyi Nesne” ve “Kötü Nesne”

Melanie Klein gibi nesne ilişkileri kuramcıları ise güveni biraz daha içsel bir düzlemde ele alır. Onlara göre bebek, deneyimlerini içselleştirir. Sevgi dolu, tutarlı bir bakım veren figürü zamanla zihninde “iyi nesne” olarak temsil edilir. Bu içsel temsil, bireyin kendini ve başkalarını nasıl algılayacağını şekillendirir.

Ancak bakım tutarsız, zarar verici ya da ihmal edici olursa? İşte o zaman iç dünyada “kötü nesne” baskın hale gelir. Kişi, hem kendisine hem de başkalarına karşı şüpheci, kaygılı ya da mesafeli yaklaşabilir.

Bağlanma: Güvenin Dışavurumu

John Bowlby'nin geliştirdiği bağlanma kuramı, psikodinamik düşünceyi modern psikolojiyle buluşturur. Araştırmalar gösteriyor ki, güvenli bağlanma kuran çocuklar hayatlarının ilerleyen dönemlerinde daha sağlıklı ilişkiler kurabiliyorlar. Çünkü onlar, birine ihtiyaç duyduklarında o kişinin orada olacağını deneyimlemişlerdir. Bu deneyim onların özsaygısını, duygusal dayanıklılığını ve empati kapasitesini besler.

Güven Eksikse Ne Olur?

Psikodinamik terapilerde sıklıkla karşımıza çıkan temalardan biri de “güvensizlik”tir. Danışan belki yıllardır kimseye tam anlamıyla güvenemediğini, ilişkilerinde hep bir “terslik olacakmış gibi” hissettiğini anlatır. Bu hislerin çoğu zaman bugünkü olaylardan değil, geçmişteki erken deneyimlerin bilinçdışı izlerinden kaynaklandığı görülür.

Terapi süreci, kişinin bu eski temsilleri fark etmesini, sorgulamasını ve yeniden yapılandırmasını sağlar. Terapist, bu noktada güvenilir bir “yeni nesne” görevi görerek, kişinin ilişki dünyasında dönüşüm yaratabilir.

Sonuç: Güven, Sadece Bir Hissiyat Değildir

Güven duygusu, sadece birini sevip sevmemekle ilgili değildir. Bu, çocukken öğrendiğimiz – ya da öğrenemediğimiz – bir yaşam becerisidir. Psikodinamik kuram bize, güvenin sadece bireysel değil, aynı zamanda ilişkisel ve tarihsel bir geçmişe sahip olduğunu hatırlatır.

Belki de şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız:“Bugün hissettiğim güvensizlik, gerçekten bugüne mi ait, yoksa geçmişten taşıdığım bir iz mi?”


Klinik Psikolog Ece Aydoğan






 
 
 

Yorumlar


bottom of page